Kolesterol ile İlgili Bilimsel Çalışmalar

GÜNCEL SAĞLIK

KOLESTEROL İLE İLGİLİ SEÇİLMİŞ BİLİMSEL ÇALIŞMALAR

5 aralık 2011

Türk Kardiyoloji Derneği düzenlediği basın toplantısında sürekli ‘kanıta dayalı tıp’ kavramına vurgu yaptı. Biz de bu görüşe katılıyoruz. İşte kanıtlarımız!

KOLESTEROL, HÜCRE ZARLARIMIZIN TEMEL YAPI TAŞIDIR!

Lipit dediğimiz hayvansal yağlar ve kolesterol, hücre zarlarımızın son derece önemli (olmazsa olmaz), temel yapıtaşlarıdır. Kolesterol, her ne kadar kan yağları gibi algılanıyorsa da, yağ değildir! Kolesterol bir steroiddir.

Steroidler, kortizon diye adlandırdığımız antienflamatuvar (iltihapla savaşan, yangı önleyici) maddelerdir. Kolesterol de vücudumuzun ihtiyacına göre her gün üretilen (günde 2.500 mgr üretilir), olmazsa olmaz olan doğal bir maddedir.

Tüm organların hücrelerinin, özellikle de beyin, sinir sistemi, gözler ve bağışıklık sisteminde bulunan hücrelerin içinde, zarlarında kolesterol ve Omega-3 olmazsa bebeklerin beyin ve sinir sisteminin gelişmesine, hızla büyümesine ve güçlü kuvvetli olmalarına olanak yoktur (1,2,3).

Kan yağlarımız ve kan kolesterolümüz, yanlış beslenme ve kolesterol ilaçları ile azaltılmadan doğal seviyesinde kaldığı sürece (herkesin doğalı özeldir, kişiseldir), hücrelerimiz ve dolayısıyla bağışıklık sistemimiz güçlü ve kuvvetli kalacaktır. Bunun sonucunda da hastalanmamız, özellikle de kanser olmamız önlenebilecek ya da her cins kanser hastalığı ile mücadelemiz daha kuvvetli bir şekilde sürecektir.

Yapılan bilimsel çalışmalar, düşük kolesterolü olan kişilerde birçok kanser türünün, özellikle kalınbağırsak, yani kolon kanserinin daha sık görüldüğünü ortaya koymuştur (4,5,6,7).

Düşük kolesterolü olan kişilerde diğer bütün nedenlere bağlı tıp dilinde ‘total mortalite’ dediğimiz tüm ölüm oranlarının yüksek olduğu gösterilmiştir (8).

25 yıllık bir Finlandiya çalışmasında yüksek kolesterolü olan kişilerin daha uzun yaşadığı bildirilmiştir (9).

Gerek Mayo Kliniği’nde yapılmış olan araştırmalarda, gerek Prof. Dr. J. N. Morris’in banka memurları arasında yapmış olduğu geniş kapsamlı çalışmalarda, yemeklerle alınan kolesterol ile kan kolesterolü arasında bir ilişkinin bulunmadığı senelerce önce gösterilmiştir (10, 11, 12).

KOLESTEROLFAYDALIDIR!

• Kanda bulunan kolesterol, organizmada bulunan bütün kolesterolün ancak beşte biri kadardır. Tüm kolesterolün geri kalan kısmı ise yeni hücre yapımında kullanılır.

• Kolesterol, aynı zamanda ‘östrojen’, ‘androjen’, ‘testosteron’, ‘progesteron’ gibi bütün seks hormonlarının ve stres hormonlarının yapımında da kullanılır. Saydığımız bu hayati önemi olan hormonların yapıtaşı kolesteroldür.

• D vitamininin yapımında da, kolesterol kullanılır. Kuvvetli kemikler, sağlıklı sinir sistemi, sağlıklı büyüme, mineral metabolizması, kuvvetli adaleler, insülin yapımı, üreme ve güçlü bir bağışıklık sistemi için vücudumuzun D vitaminine ihtiyacı vardır.

• Kolesterol kuvvetli bir antioksidandır. Hücreleri serbest oksijen radikallerinin tahribatına karşı koruyarak; kalp-damar hastalıklarının, kanser hastalıklarının ve dejeneratif hastalıklarının gelişmesini önler.

• Beynimizde bulunan ‘serotonin’ (mutluluk hormonu) reseptörlerinin normal bir şekilde çalışmaları kolesterol sayesindedir. Çünkü reseptörlerin ana yapıtaşı kolesteroldür.

• Sinir sistemimizde her an meydana gelen sinir uyarılarının iletilmesinde de, ileti kavşaklarında (snapslarda) bulunan alıcı ve verici reseptörlerin tümünün yapısında kolesterol bulunmaktadır. Kolesterol eksikliğinde sinir uyarılarının iletilmesi bozulmaktadır (1,2,3).

• Kolesterol, beyin ve sinir sistemi hücrelerinin %60 kadarını meydana getirmektedir. Bu nedenle kolesterolü düşük olan kişilerde, depresyon, intihar yatkınlığı ve saldırganlık sık olarak görülür. Kolesterol aynı zamanda hafızayı kuvvetlendirir.

• Bebeklerin önemli ve tek besin kaynağı olan anne sütü, kolesterolden son derece zengin bir temel besin maddesidir. Bebek ve çocukların sinir sistemi ve beyinlerinin sağlıklı gelişmesi için, yüksek kolesterol içeren gıdalarla beslenmeleri şarttır.

• Kan kolesterolü, kesilen ve yaralanan dokularımızın tamir edilmesi için de kullanılır. Bu nedenle, iyileşmiş yara ve kesiklerde, ameliyat yerlerinde oluşan nedbe dokusunda (fibröz doku) fazla miktarda kolesterol bulunur. Kolesterol, yaraları iyileştirmek için o bölgede birikmiştir.

• Hepimizin vücudunda virüs, mikrop var. Hücreler güçsüz düştüğü zaman bunlar canlanıyor. Organizmadaki virüs ve bakterileri öldüren en önemli doğal maddenin kan kolesterolü olduğu gösterilmiştir (4). Bu yüzden kolesterole en kuvvetli antioksidan diyoruz.

YAĞLI YİYECEKLER KAN KOLESTEROLÜNÜ YÜKSELTMEZ!

Bilinenin aksine yüksek miktarda kolesterol içeren yiyeceklerin tüketilmesi sonucu, bu yiyeceklerde bulunan kolesterol, direkt kolesterol olarak hemen kana geçmez ve kan kolesterolünü yükseltmez (1,2,3).

Kolesterol zengini yiyecekleri hiç ağzımıza koymasak bile karaciğer ve bağırsakların iç yüzünü kaplayan zar dokusu (epitel doku) her gün sürekli bir şekilde 2,5 gr yani 2.500 mgr taze kolesterol üretir. Kolesterol, insan vücudunun ürettiği en güçlü antioksidandır. Stres hormonunun ana maddesidir, bu nedenle stresli kişilerin kolesterolü koruyucu olarak yükselmektedir. Stresli kişilerin kalp krizi geçirme nedeninin kan kolesterolü değil, aşırı stres olduğu bildirilmiştir. Kalp krizi nedenlerini ve özellikle stres faktörünü, kendisi de kalp hastalıkları uzmanı olan İskoçyalı Dr. Malcolm Kendrick, The Great Cholesterol Con adlı kitabında açıklıkla anlatmaktadır (4).

Kolesterolün direkt olarak damarları tıkadığı hiçbir çalışmada gösterilmemiştir. Bildirilen bütün çalışmalar, toplumsal tarama çalışmalarıdır. Meşhur Framingham çalışmasında da hiçbir şekilde kolesterol neden olarak gösterilememiştir (5).

Kanada da Toronto Üniversite Hastanesi’nde yapılan önemli bir araştırmada kalp krizi geçiren 120 erkek hastayı 10 yıl izlemişler. On yıl içinde bu hasta grubunda düşük kolesterolü olan hastaların da, yüksek kolesterolü olan hastalarla eşit biçimde kalp krizi geçirdiğini bildirmişlerdir (6).

Ayrıca sinir sisteminde, sinir iletisini sağlayan hücre zarlarında kolesterolün azalması sonucu ‘Myastaenia Gravis’, ‘Multipl Skleroz’ (MS) ve ‘Amyotrophic Lateral Sclerosis’e (ALS) benzer nörolojik klinik belirtiler ortaya çıktığı birçok çalışmada gösterilmiştir (7,8,9).

YUMURTA HAYAT KURTARIR!

Ortalama 50-60 gr olan doğal bir yumurta sarısında, 900 mg doğal ve bozulmamış temel yağ olan Omega-3 vardır. Yumurta sarısında bulunan bu Omega-3, kan kolesterolünü düşürür. Ayrıca yumurtada bulunan ve temel bir aminoasit olan lesitin de kan kolesterolünü düşürür. İşte bu sebeple yıllardan beri lesitin tabletleri üretilip piyasalarda satılmaktadır (1).

• Yumurta proteini, insan proteinlerine en yakın olan proteindir.

• Lesitin temel bir aminoasit olarak yumurtada bulunan önemli yapıtaşlarından biridir. Sağlıklı bir cilt, tırnak ve saçlar için gerekli olan bir aminoasittir.

• Yumurtanın temel aminoasitlerinden biri de ‘kolin’dir. Kolin, karaciğer yağlanmasını önleyen, sinir iletilerini (asetilkolin olarak) kolaylaştıran ve bütün sinir sisteminin sağlıklı bir şekilde çalışması için şart olan bir aminoasittir.

• Tam bir yumurtada birçok doğal vitamin ve mineral de bulunmaktadır. Bütün bir yumurtada bulunan değerli vitamin ve minerallerin vücuda girmesi için, yumurtanın doğal bir şekilde az pişmiş olarak (trans yağlar oluşturmadan) tüketilmesi gerekmektedir.

• Rafadan veya kayısı kıvamında, suda haşlanmış olarak ya da bir tava içinde, düşük ateşte (kısa süre) saf tereyağı ile hafif karıştırıp (ateşi söndürüp ve tavanın kapağını kapatarak) kendi ısısında biraz yoğunlaşmasını bekleyerek yiyecek olursak, sağlığımız için gerekli ana besin maddelerini bozulmaksızın tüketiriz.

• Yumurtanın bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği de gösterilmiştir. Harvard Tıp Fakültesi Beslenme Bölümü’nde hazırlanan yeni beslenme önerilerinde de günde 2 yumurta tüketmenin sağlıklı olduğu bildirilmektedir (2).

Damarların tıkanmasının nedeni yüksek kolesterol değildir!

Karaciğere aşırı miktarda kolesterol üretmesi için gelen uyarıların kaynağı tüm vücutta meydana gelmiş olan, insülin ve leptin direnci sonucu gelişmiş (düşük düzey yangı) inflamasyondur.

Yüksek kan kolesterolünün yiyeceklerle bir alakası yoktur ve statin denilen kolesterol ilaçları ile düşürülmesinin de bir fayda sağlamadığı artık bilinmektedir. Bunu destekleyen birçok bilimsel çalışma bulunmaktadır.

Bu bilimsel çalışmalardan bazılarının sonuçları şöyledir:

• 2002 yılında European Journal of Clinical Nutrition’da yayımlanan bir çalışmada, Danimarkalı araştırmacılar ‘koroner arter hastalığı’ ile beslenme tipi arasında bir bağlantı bulunmadığını bildirmişlerdir.

• 2004 yılında British Journal Of Nutrition’da yayımlanan başka bir çalışmada, İsveçli araştırmacılar tereyağı ile beslenen bir grupta kalp hastalığı riskinin azaldığını, hatta tereyağının hastaları kalp krizinden koruduğunu bildirmişlerdir.

• Ünlü Framingham çalışmasında, araştırmacılar 47 yaşın üstünde olan erkeklerin kolesterol değerlerinin düşük ya da yüksek olmasının, ölüm oranlarında bir farklılık göstermediğini, her iki grupta da ölüm sayısının eşit olduğunu bildirmişlerdir. Otuz yıl süre ile izlenen bu erkeklerin kan kolesterollerinde görülen 1mgr’lık düşüş ile koroner arter hastalığı ya da diğer nedenlerle ölüm oranlarında %11 artış olduğunu bildirmişlerdir. Yani diğer bir deyişle, erkeklerde kan kolesterolünün azalması ile ölüm oranı yüzde 11 artmaktadır (1).

• 1992 yılında Circulation’da yayımlanan bir araştırmada, kadınların kolesterol düzeyleri ne kadar yüksek olursa olsun (1000 mg/dl), kalp hastalığı riskinin bulunmadığı gösterilmiştir. Aslında aynı çalışmada kadınlarda görülen düşük kolesterolün, yüksek kolesterolden daha riskli olduğunu da bildirmişlerdir. Yani diğer bir deyişle kadınlarda kan kolesterolü azalınca, kalp krizi riski artmaktadır (2).

• Sinir hücrelerindeki sinapsların hücre zarlarında kolesterol düzeyi %10 kadar azaldığı anda, nörotransmitter’lerin yapımı ve salgılanması hemen inhibe olmaktadır (3,4).

• 1989 yılında Lancet’de yayımlanan bir çalışmada, kolesterol ilaçlarının kadınlarda kalp hastalığı riskini azaltmadığı gösterilmiştir (5).

KOLESTEROL YÜKSEKLİĞİ ATEROSKLEROZ İÇİN BİR RİSK FAKTÖRÜ DEĞİLDİR!

Ateroskleroz, damar cidarında lipitlerin basitçe birikmesiyle oluşan bir depo hastalığı değil, süregiden düşük yoğunluklu bir enflamasyondur. Son senelerde yapılan araştırmalar olayın en başından trombotik komplikasyonlara kadar tüm evrelerinde enflamasyonun rolünün olduğunu göstermektedir (1).

Bu enflamasyonu, hipertansiyon, diyabet, obezite, hareketsizlik, sigara, beslenme hataları, stresin sebep olduğu serbest radikallerin başlattığını gösteren pek çok araştırma vardır. Kolesterol yüksekliği ateroskleroz için bir risk faktörü değil, aterosklerozlu hastalarda damar cidarında meydana gelen hasarı önlemeye yönelik bir savunma tedbiridir.

Nitekim aterom plağının lipitten ve enflamasyondan zengin bir plak olması durumunda restenoz (yeniden daralma) riskinin azaldığı gösterilmiştir (2). Aterom plağı ile ilgili komplikasyonların ortaya çıkmasında en önemli sebebin plaktaki kanama ve plak içinde damar oluşumu olduğu gösterilmiştir (3). Bu bulgular lipitlerin orada bulunma sebebinin koruyuculuk olduğunu kanıtlamaktadır.

Kalp krizi geçiren hastaların yarısında kötü kolesterol (LDL-kolesterol) normal seviyelerdedir.

Kötü kolesterol yüksekliği ile beraber bir de iyi kolesterol de düşük ve trigliseritler de yüksek ise her türlü kardiyovasküler olay (kalp krizi, felç, akut koroner sendrom ve ölüm) riskinin daha da yükseldiği iddia edilir. Oysa AIM-HIGH, ACCORD ve ILLUMINATE araştırmaları bu iddiaların doğru olmadığını gösteriyor (4,5,6).

LDL-kolesterolün bağırsaktan kolesterol emilimini azaltan ilaçlarla beraber verilerek kan değerlerinin daha da düşürülmesinin bir işe yaramadığı da ortaya konmuştur (7).

Kolesterol düşürücü ilaçların kalp damar hastalıklarında işe yaramadığını gösteren pek çok araştırma vardır (8,9,10,11,12).

Kolesterol düşürücü ilaçların primer korumada da faydalı olmadığı gösterilmiştir (13).

Yüksek kolesterolü olanların düşük olanlara göre daha uzun yaşadıkları gösterilmiştir (14).

Zaten Türk Kardiyoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Mehmet Aksoy da yaptığı basın açıklamasında “İlaçlar, hastalarımızın sağlıklı yaşam uygulamalarını hayata geçirmekte başarısız kaldığı durumlarda başvurduğumuz yöntemlerden sadece birisidir” sözleriyle esas yapılması gerekenin sağlıklı yaşam uygulamaları olduğunu ifade etmektedir.

Netice

Aterosklerozun ve bununla ilgili kalp damar hastalıklarının, komplikasyon ve ölümlerin artmasının sebebi kolesterol karşıtı kampanyalar veya kolesterol tedavisinin eksik yapılması değildir. Bunlara yol açan sigara, diyabet, obezite, beslenme yanlışları, hipertansiyon, hareket azlığı, stres gibi risk faktörlerine ve bunların ortadan kaldırılmasına gereken önemin verilmemesidir.

KOLESTEROLLE ÖLÜM SIKLIĞI ARASINDA İLİŞKİ YOKTUR!

Birçok araştırmaya göre kolesterolü yüksek olan kişilerdeki koroner kalp hastalığına yakalanma ve ölüm sıklığı kolesterolü normal olan kişilerdekinden daha yüksek değildir (1-15). Bazı araştırmalarda ise kan kolesterol düzeyleri yüksek olanlarda koroner kalp hastalığına yakalanma sıklığının azalmış olduğu (16-18), hatta kan kolesterol düzeyleri yüksek olanlarda (19, 20) yaşam süresinin daha uzun olduğu saptanmıştır.
Yüksek doz kolesterol ilacı kullanan yaşlı hastalarda beyin kanaması riski artıyor!

• ATP ve Coenzim-Q10, bütün hücrelerimizin çalışması ve işlevi için gereken enerjiyi sağlayan maddelerdir. Statinler her hücrenin enerji kaynağı olan bu önemli öğeleri yok ederek sağlığımıza zarar veriyorlar (1,2).

• Statinler, adalelerin enerjisini gideriyor, karaciğeri bozuyor, kalp yetersizliği yapıyor, beyni bozuyor, Alzheimer ve halsizliğe sebep oluyorlar. Bacak, eklem ve sırt ağrılarına neden oluyorlar (3).

• Yüksek doz kolesterol ilacı kullanan yaşlı hastalarda, beyin kanamasının %66 oranında arttığı bildirilmiştir (4,5).

• Birçok çalışmada örneğin JUPITER çalışmasında, kolesterol ilaçlarının şeker (diyabet) hastalığına neden olduğu ortaya çıkmıştır (6,7,8).

STATİNLER GENETİK MUTASYONLARA NEDEN OLABİLİR!

Kolesterol düşürmekte kullanılan ilaçların genleri birçok yönden etkileme olasılığı vardır, söz konusu ilaçlar geri dönüşümsüz genetik mutasyonlara ve özürlü doğumlara ve katarak dâhil sayılamayacak birçok yan etkilere neden olabilir (1).

Söz konusu ilaçlar, beyin steroidlerinin üretimini ve beyin steroidleri oluşumunu da engellediği için hafıza kaybı ve zeka geriliği yapabilir, İlaçlarla düşürülmüş kolesterol düzeylerinde ve düşük kolesterol düzeylerinde insanlarda konsantrasyon bozuklukları, psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır.

Erkeklik ve dişilik (östrojen, testosteron vb) hormonları kolesterolden yapılır ve söz konusu (statinler) ilaçlar cinsel performansın azalmasına neden olur. Yaşlı insanlarda zamanla zaten steroidler azalmıştır, statin yaşlılardaki steroid azlığını (sterodopeni) daha da arttırarak yaşlanmayı hızlandırmaktadır. Çünkü kolesterol düşürücü olarak kullanılan statinler, kolesterol oluşumunu engellediği için, bütün steroid oluşumları da engellenmiş olmaktadır.

Statin adı verilen kolesterol düşürücü ilaçların kalp krizi önleme veya insanları daha uzun yaşatma özelliği yoktur. Yapılan çalışmalarda statin kullananlarla statin kullanmayan insanların kalp krizinden ölüm oranlarında bir değişim görülmemiştir, ilaç kullananlarla kullanmayanlar arasında anlamlı bulgular ortaya çıkmamıştır.

Söz konusu ilaçların şeker hastalığı dahil (2), bir çok hastalıkla ilişkili olabileceği unutulmamalıdır (3). Yani kolesterol düzeyi yüksek olan yaşlı insanlar daha fazla yaşama oranına sahiptirler (4).

Kaynaklar:

1. Joanne Foody (2010).Cohort study: Statin use associated with increased risk of cataract, myopathy,liver dysfunction and acute renal failure with varying numbers needed to harm. EvidBased Med 2010;15:187-188 doi:10.1136/ebm1103. http://ebm.bmj.com/content/15/6/187.full

2. Naila Rabbani et al(2011). Glycation of LDL by Methylglyoxal Increases Arterial Atherogenicity APossible Contributor to Increased Risk of Cardiovascular Disease in Diabetes.Published online before print May 26, 2011, doi: 10.2337/db11-0085 Diabetes May26, 2011(http://diabetes.diabetesjournals.org/content/early/2011/05/18/db11-0085.abstract)

3. Joanne Foody (2010).Cohort study: Statin use associated with increased risk of cataract, myopathy,liver dysfunction and acute renal failure with varying numbers needed to harm. EvidBased Med 2010;15:187-188 doi:10.1136/ebm1103. http://ebm.bmj.com/content/15/6/187.full

4. Bernhard M Kaess, Ramachandran S Vasan (2011). Statins are not associated with a decrease in all cause mortality in a high-risk primary prevention setting. Evid Based Med2011;16:8-9 doi:10.1136/ebm1125 (http://ebm.bmj.com/content/16/1/8.extract)
www.iyibilgi.com