|
|
|
 |
Akupunktur,
çeşitli hastalıkların tedavisi için farklı kalınlık ve uzunluktaki
iğnelerin cilde batırılması yöntemidir.
Geleneksel Çin Tıbbına göre akupunktur noktaları, Qi (Chi) adı verilen
"Yaşam Enerji"sinin dolaştığı meridyenler (kanallar) üzerinde
yerleşmiştir. Aynı zamanda bu meridyenler iç organlar ve sistemlerle
de bağlantılıdır ve ilgili oldukları organların isimleriyle anılırlar.
Çin Tıbbına göre hastalıklar, bu kanallarda enerjinin tıkanması ya da
"Yin&Yang" olarak adlandırılan iç dengenin bozulmasıyla ortaya çıkar.
Bugün akupunkturun etki mekanizmaları bilimsel olarak anlaşılmış olup
5000 yıl önce herhangi bir teknolojik destek olmaksızın Çinlilerin bu
noktaları nasıl tespit ettikleri hala sırrını korumaktadır ki ilk
yazılı akupunktur kaynaklarında bildirilen 365 noktanın
mikroskobik yapısının yakın yerlerde bulunan ancak akupunktur noktası
özelliği olmayan cilt katmanlarından farklı olduğu bu yüzyılda
anlaşılabilmiştir.
|
|
Tedavide Yin&Yang
dengesinin sağlanması ve tıkanan enerji kanallarının yeniden açılması
için her hastalığa özgü akupunktur reçeteleri oluşturulur ve bu
noktalar iğnelenir. Özel iğnelerle yapılan klasik akupunktur
tedavisinde iğnelere manipülasyonlar uygulanabilir ya da moksibüsyon
tekniği ile ısı verilebilir. Ayrıca bu çelik iğneler üzerinden
elektriksel uyarım da yapılabilir (elektroakupunktur). Günümüzde
akupunktur noktalarını lazer ışığı ile uyarma yoluyla lazer akupunktur
tekniği söz konusu olsa da yapılan çalışmalarda lazer akupunkturunun
klasik iğne akupunkturuna göre daha az etkili olduğu saptanmıştır.
Tarihte kullanılan akupunktur iğnelerine baktığımızda kemiklerden sert
taşlara kadar birçok maddenin iğne olarak kullanıldığını görmekteyiz.
Bugünse tedavi tüm dünyada FDA ve CE belgeli paslanmaz çelik ve tek
kullanımlık iğnelerle yapılmaktadır. Böylece iğneyi sterilize etme
sorunu ortadan kalkmış ve hastadan hastaya kan yoluyla bulaşan
hastalıkların geçişi engellenmiş olmaktadır. Kliniğimizde
kullandığımız iğnelerin kalınlıkları yaklaşık 0.25 mm'dir ve uygulama
sırasında ağrı oluşturmamaktadırlar.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 1979 yılında verdiği bir kararla akupunkturun
bilimsel bir tedavi yöntemi olduğunu ilan etmiş ve akupunkturla tedavi
edilebilecek hastalıkların listesini yayınlamıştır:
Romatizmal
Hastalıklar
Artrozlar (Kireçlenme)
Bel - Boyun Fıtıkları
Siyatalji (Siyatik Ağrısı)
Tennis Elbow (Tenisçi Dirseği)
Karpal Tünel Sendromu
Solunum Sistemi Hastalıkları
Astım
Akut ve Kronik Bronşit
Alerjik Rinit
Sinüzit
Gripal Enfeksiyon
Gastrointestinal Hastalıklar
Aft
Diş Ağrısı
Gingivit (Dişeti İltihabı)
Gastrit
Kabızlık
İshal
Cilt Hastalıkları
Akne
Ürtiker - Allerjik Dermatit
Zona ve Sekeli
Pseuriazis (Sedef Hastalığı)
Egzama
|
Nörolojik
Hastalıklar
Başağrıları ve Migren
Fascial Paralizi (Yüz Felci)
Trigeminal Nevralji
Periferik Nöropati
Endokrinolojik Hastalıklar
Guatr
Diabet (Şeker Hastalığı)
Aşırı Terleme
Psikiyatrik Hastalıklar
Stres
Depresyon
Uyku Bozuklukları
Psikosomatik Hastalıklar
Alışkanlıklar (Sigara / Alkol / Obesite)
Ürogenital Hastalıklar
Enürezis Nokturna (Gece Altını Islatma)
Nörojenik Mesane
Sancılı Adet Görme
Sterilite (Kısırlık)
Kulak Burun-Boğaz Hastalıkları
Tinnitus (Kulak Çınlaması)
Meniere Hastalığı
|
|
Geleneksel
Çin Tıbbında akupunkturla birlikte anılması gereken yöntemlerden
biri de Moksibüsyon'dur. Bu tedavide yine akupunktur noktaları
kullanılır ancak bu noktalar iğne yerine ısı uygulamasıyla
uyarılır. Moksibüsyonda kullanılan ısı kaynağı değerli bir tıbbi
bitki olan Artemisia'dır. Türkiye'de Pelinotu olarak bilinen
Artemisia kendine has mistik kokusuyla yavaş yanma özelliğine
sahiptir. Tıpkı bir puro gibi sarılmış Artemisia yaprakları
yakılır ve belli bir mesafede akupunktur noktasına yaklaştırılır.
Hasta uygulama sırasında akupunktur noktasından meridyen boyunca
aşağı ve yukarı yayılan ısıyı hisseder. Tıkanmış akupunktur
meridyenlerini açmak için oldukça etkili bir yöntem olan
moksibüsyon, birçok klinik araştırmaya konu olmuştur. Örneğin
sadece bu yöntemle astım, ülseratif kolit, migren, uykusuzluk gibi
kronik hastalıkların dahi tedavi edildiği yayınlar mevcuttur.
Kliniğimizde moksibüsyon uygulaması özellikle migren ve depresyon
tedavilerinde kullanılmaktadır. |
 |
|
|
|
 |
Bitkiler ya da
bitkisel ürünlerle tedavi anlamına gelen Fitoterapi, antik çağlardan
beri insanlığın hizmetindedir. Irak yakınlarındaki Shanidar
Mağarası'nda bulunan 60.000 yıllık Neanderthal dönem insanının yanında
bugün hala tedavide kullanılan yakılmış tıbbi bitki fosilleri
bulunmuştur. Bitkilerin tedavi edici ajanlar olarak kullanımına ait
ilk kaynaksa bugün Fransa sınırları içinde bulunan Lascaux
Mağarası'ndaki duvar çizimlerinde görülmektedir ki bu resimler MÖ.
13.000 -25.000 arasında bir döneme tarihlenmiştir.
İnsanoğlunun doğayı gözlemleme yeteneği ve deneme-yanılma metoduyla
oluşturduğu tıbbi bitki veritabanları zamanla tarihte bilinen ilk
hekimler olan şifacıların ortaya çıkmasıyla gelişir. Birçoğu aynı
zamanda Şaman dini liderler olan bu kimseler bitkilerin içerdikleri ve
bugün hala ancak %10'unu izole edebildiğimiz aromatik özleri tedavi
amacıyla kullanmışlardır.
|
|
Antik Grek hekimlerden Hipokrat ve
Galen, İyonyalı hekim Nikandros ve ünlü Türk hekim İbn-i Sina başta
olmak üzere birçok bilgin de bitkileri hastalık tedavisinde kullanmış
ve bu bilgileri bize kadar ulaştırmayı başarmışlardır. Sanayi devrimi
ile başlayan endüstrileşme, bitkilerin tedavi popülaritesini azaltmış
ancak özellikle son 20 yıldır gelişen doğaya dönüş trendi bugün
bitkisel tedavi hazinesini tekrar tıbbın gündemine getirmiştir.
Açıktır ki bu yönelişte gelişen tıp teknolojileri, yeni ameliyat
yöntemleri ve ilaçlara rağmen artan kronik hastalıkların yadırganamaz
bir etkisi vardır. Plastikleşen modern hayat tarzının karşımıza
çıkardığı sağlık sorunları insanların unutulmuş tedavi yöntemlerine
ihtiyaç duymasına ve buna bağlı olarak hekimlerin de bu konuyu yeniden
araştırmasına yol açmıştır.
Bugün tüm dünyada hekimler tarafından hastalara bitkisel ürünler reçete
edilmekte ve sentetik ilaç kullanımı özellikle belli hastalıklarda
tercih edilmemektedir. Örneğin Almanya'da eczane raflarında bulunan
ilaçların % 70'i bitkisel ekstreler ya da tentürlerdir. Üst solunum
yolu enfeksiyonlarında, istisnalar dışında kesinlikle antibiyotik
başlanmamakta, bunun yerine bağışıklık sistemini güçlendiren bitkiler
reçete edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), tüm ülkelere genelde
doğal tıp özelde fitoterapi konusuna daha fazla eğilmeleri çağrısında
bulunmuştur.
Özellikle Avrupa ve Amerika'da bulunan üniversiteler ve enstitülerde
yüzlerce tıbbi bitki konusunda araştırmalar ve klinik çalışmalar
yapılmış ve yapılmakta olup ulaşılan sonuçlar tüm dünyayla
paylaşılmaktadır. Kliniğimizde yapılan fitoterapik uygulamaların temel
prensibi, klinik olarak etkinliği ispatlanmış bitkisel ürünlerin
kullanılmasıdır ve bu yönde sürekli güncellenen veritabanlarından
yararlanılmaktadır. Bu kaynaklar arasında American PDR, German
Commission E Monographs, ESCOP ve Pubmed gibi akredite kuruluşların
yayın organları ya da veritabanları sayılabilir.
Sentetik ilaçlara benzer şekilde, biyoaktif etken maddeler içeren
bitkilerin ya da bu bitki özlerinin kullanılması esasına dayanan
fitoterapinin, bitkilerden elde edilen ilaçlarla yapılan tedaviden
farkı; bitkinin içerdiği tek bir etken maddenin değil bitki özündeki
tüm biyokimyasal içeriğin kullanılmasıdır. Bu fark, bitkisel
tedavilerin kimyasal ilaçlara göre çok daha az yan etkiye sahip
olmasının da temel nedenidir.
Buna rağmen bitkisel tedaviler, hiç yan etkisi olmayan yöntemler
değildir. Zehirli bitkilerin kullanımı, yanlış doz ya da birlikte
alınmaması gereken ilaçlarla beraber kullanılması sonucunda istenmeyen
ve tehlikeli olabilecek yan etkiler oluşabilir. Bu yüzden bitkisel
tedavilere ciddiyetle bakılmalı ve amatör yaklaşımlardan
kaçınılmalıdır.
Fitoterapi, birçok hastalık grubunda başarıyla kullanılmaktadır.
Özellikle karaciğer hastalıkları, sindirim sistemi sorunları,
kalp-damar hastalıkları, hormonal problemler, astım, kronik bronşit ve
allerjik hastalıklar, romatizmal sorunlar, migren, depresyon ve
anksiyete bozukluğu gibi psikolojik ve psikosomatik problemler bu
hastalıklardan yalnızca birkaçıdır.
Hipokrat'ın dediği gibi: "Gıdalarınız ilaçlarınız, ilaçlarınız
gıdalarınız olsun..." |
|
|
 |
Sülükle tedavi
anlamına gelen Hirudoterapi, antik çağlardan beri hekimler tarafından
tedavi aracı olarak kullanılmıştır. Sülük tedavisi ile ilgili ilk
kaynaklar MÖ. 15. yüzyılda yaşamış Babil'li hekimlere kadar
gitmektedir. Yine MÖ. 3. yüzyılda Mısır hekimlerinin vazgeçilmez tedavi
yöntemleri arasında yer aldığı bilinmektedir. Ayrıca MÖ. 2. yüzyılda
Ege kıyılarında yaşamış olan hekim Nikandros, MS. 1. yüzyılda Yunan
hekim Pliniy ve MS. 2. yüzyılda yaşamış olan Galen sülük tedavisi
uygulamışlardır. İbn-i Sina'nın kitaplarında da sülük tedavisi yerini
almıştır. Ne var ki, 20. yüzyılda doğadan elini çeken insanlık sülük
tedavisini unutmuştur. Ta ki bundan birkaç on yıl önce Amerikalı
araştırmacı Roy Sawyer sülüklerin potansiyel tedavi edici etkilerini
ortaya koyup dünyanın ilk modern sülük üretim çiftliğini (Biopharm -
İngiltere) kurana dek...
|
|
Bugün sülük tedavisi biyolojik
etkileri açısından "benzeri olmayan" bir tedavi yöntemi olarak
nitelendirilmektedir. Almanya'da 300'ü aşkın Hirudoterapi Kliniği
vardır. Sadece Avrupa yılda 100 milyon sülük kullanmaktadır.
Amerika'da sülük tedavisi uygulayan hekimlerin kurduğu derneğin
1000'den fazla üyesi vardır ve 2004'te Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA)
sülük tedavisini akredite etmiş ve Avrupa'daki gibi eczanelerde
satılmasına izin vermiştir.
Peki gözleri ve işitme organları olmayan bu canlıları bu kadar değerli
bir tedavi aracı haline getiren nedir? Sülükler, kan emerken vücuda
kendi ürettikleri salgıyı verirler. Bu salgı şu ana kadar izole
edilebildiği kadarıyla 100'e yakın biyoaktif madde içermektedir. Bu
maddelerin bir kısmı kanın pıhtılaşmasını engellerken bir kısmı
oluşmuş pıhtıları eritmekte, birkaçı ağrı kesici özellikler
sergilemekte, bir bölümü de kan basıncını dengelemektedir. Ayrıca
sülük tedavisinin antidepresan, antibakteriyel, antioksidan etkinliği
de yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur.
Bu özellikleri itibariyle sülük tedavisi kliniğimizde; varis, hemoroid,
derin ven trombozu ve periferik arter tıkanıklıkları gibi damarsal
sorunlarda, artroz ve artrit gibi iskelet sistemi hastalıklarında,
egzama, sedef hastalığı başta olmak üzere birçok cilt hastalığında,
glokom ve retinal arter tıkanıklığı gibi tedavisi neredeyse imkansız
göz hastalıklarında başarıyla kullanılmaktadır.
Sülük tedavisi uygulamasında dikkat edilmesi gereken noktaların başında
hastanın anemi (kansızlık) sorununun olmaması, kanı sulandırıcı ilaç
kullanmıyor olması, pıhtılaşmaya engel bir hastalığının bulunmaması ve
vücudunda aktif bir kanama odağının bulunmaması gelir. Ayrıca
gebelerde ve emziren annelerde, kontrolsüz diyabet hastalığı veya kalp
yetmezliği olanlarda da sülük tedavisi uygulanmaz.
Bir hastada kullanılan sülükler kesinlikle başka bir hastada
kullanılmadan imha edilmektedir. Böylece kan yoluyla bulaşan
hastalıkların geçişi engellenerek güvenli bir tedavi sağlanmaktadır. |
|
|
 |
Yunanca
Cheir (el) ve Praxis (tedavi) sözcüklerinden oluşan Chiropractic "Elle
Tedavi" anlamına gelir ve iskelet sistemi üzerine odaklanan bir tedavi
yöntemidir. Omurga ve çevresel eklemlere uygulayıcının eliyle yaptığı
müdahalelere "manipülasyon" denir. Sıklıkla kas, kemik, eklem ve bağ
dokusu ile ilgili iskelet sistemi sorunlarını tedavi etmek için
kullanılır. Tedavinin temel konsepti iki prensip üzerine kuruludur:
|
|
Omurga manipülasyonları ilk olarak
Grek hekim Hipokrat tarafından tanımlanmıştır. Bugün bilindiği
şekliyle her organ omurilikten çıkan sinirler tarafından uyarılır. Bu
sinirlerin omurga sorunları nedeniyle sıkışması ve elektriksel
iletimin bloke olması ilgili organda önce fonksiyonel sonra organik
hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Anlaşılabilecek en kolay
örnek fıtıklardır. Örneğin bel fıtığı olan bir insanda bacaklara giden
sinir lifleri omurilik düzeyinde sıkışır ve tedavi edilmezse bacakta
kısmi felçler ortaya çıkar. Chiropractic, bu ilişkinin iç organlarda
da aynı şekilde gerçekleştiğini ifade eder.
Kliniğimizdeki chiropractic uygulamaları da dahil olmak üzere dünyadaki
birçok klinikte daha çok bel ve boyun fıtıkları, siyatik, omurga
kireçlenmesi gibi dejeneratif hastalıklar, omurgadaki şekil
bozuklukları (skolyoz ve kamburluk), yumuşak doku romatizmaları (fibromyalji
ve myofasiyal ağrı sendromu), faset sendromu (omurga kilitlenmesi)
gibi kas iskelet sistemi üzerinde başarılı uygulamalar yapılmaktadır.
İltihaplı eklem romatizmaları, kemik kistleri ve kemik erimesi olan
hastalar açısından chiropractic uygun bir tedavi yöntemi değildir.
|
|
|
 |
Birçoğu
doğal ürünler olan enjekte edilebilir ilaçların, derinin orta
tabakasına (mezoderm) çok düşük dozlarda verilmesi esasına dayanan
mezoterapi 1952 yılında Fransız hekim Michél Pistor tarafından
geliştirilmiştir.
İlk uygulamalar spor yaralanmalarında hızlı, etkili
ve kalıcı bir ağrı tedavisi sağlamak amacıyla yapılsa da cilt altı
kılcal kan dolaşımının önemi yıllar içinde anlaşıldıkça uygulama
alanları genişlemiş ve bugün cilt hastalıklarından romatizmal
problemlere, varislerden saç dökülmesine ve en popüler şekliyle
selülit tedavisine kadar uzanmıştır. Günümüzde selülit tedavisinde
altın standart tedavi yöntemi olarak görülmektedir ve Uluslararası
Mezoterapi Derneği'nin 15.000'i aşkın hekim üyesi dünyanın her yerinde
bu tedaviyi uygulamaktadır.
|
|
Mezoterapinin en büyük avantajı
lokal (bölgesel) bir uygulama olmasıdır. Böylece sistemik dolaşıma
geçmeyen ilaçlar hem uygulanan yerde küçük dozlarla yüksek
konsantrasyona ulaşırlar hem de sistemik yan etkiler görülmez.
Kullanılan ilaçlar genellikle doğal bitki ekstreleri, aminoasitler,
vitamin kombinasyonları ve enzimlerdir. Kliniğimizde FDA ve CE belgeli
mezoterapi ilaçları kullanılmaktadır. Tedavinin en önemli noktası,
kullanılacak karışımın kimyasal etkileşime girmeyecek ürünlerden en
uygun dozlarda seçilmesidir. Bu seçim hem etkinlik hem de güvenilirlik
açısından son derece hassastır. Uygulamalar, özel mezoterapi
enjektörleri ile yapılır ve ağrısızdır.
Mezoterapi seansları, haftada bir seans olarak başlayıp klinik gelişmeye
göre ayda bir seansa kadar inmektektedir. |
|
|
 |
Aromaterapi
kokuyla tedavi anlamına gelir. İlk aromaterapi uygulamaları 6000 yıl
önce antik Mısır'da başlamıştır. Bitkilerin uçucu yağlarının egzotik
ve harmonik kokusunu farkeden Mısır ve Hint mistikleri, bu yağları hem
hastalık tedavisinde hem de dini ayinlerde kullanmışlardır.
Aromaterapi iki güçlü duyu üzerine kuruludur: Koku ve dokunma...
Uçucu bileşenlerin burundaki koku sinirlerini uyarmasıyla beyne giden
uyarılar, koku merkezi ile çok yakın ilişki içinde bulunan duygu
merkezini (limbik sistem) harekete geçirir ve spesifik etkiler ortaya
çıkar. Yapılan çalışmalarda, farklı aromaterapik kokuların beynin
elektriksel aktivitesini farklı şekilde etkilediği EEG (elektroensefalogram)
sonuçları ile ortaya konmuştur.
|
|
Örneğin Lavanta ve Bergamot uçucu
yağları beyinde mutluluk hormonu olarak bilinen Endorfin salgısını
8-12 kat artırır ve uygulamadan birkaç dakika sonra ruhsal bir gevşeme
sağlar. Bu anlamda anksiyete ve panik bozuklukta oldukça etkilidir.
Egzotik Ylang Ylang yağı ise yorgun günlerin karşı konulamaz
desteğidir. Ökaliptüs ve Biberiye yağıyla yapılan bir aromaterapi
seansı üst solunum yolu enfeksiyonlarında hiçbir ilaç kullanmaya gerek
kalmaksızın şikayetleri ortadan kaldırır. Bu örnekleri çoğaltmak
mümkün...
Aromaterapik ürünler inceltilip masaj yağı haline getirilirse cilt
üzerinden uygulanarak da kullanılabilir aksi halde çok yoğun
olduklarından ciltte kızarıklıklara neden olması mümkündür.
İnceltilmiş aromaterapik yağlar lipofilik özelliklerinden dolayı
kolayca kılcal kan dolaşımına katılırlar ve ortalama 6-8 saat kanda
tespit edilebilirler.
Aromaterapi sadece sinirsel hastalıklarda değil, bronşitten saç
dökülmesine, cinsel yetersizlik ve erken boşalmadan allerjik
hastalıklara kadar pek çok alanda kullanılmaktadır. |
|
|
 |
Kristaller yüksek vibrasyona (titreşime) sahip minerallerdir. İnsanın biyolojik bir canlı oluşu ve doğadaki diğer varlıklarla ilişkisi düşünüldüğünde kristaller gibi özel minerallerden etkilenmemesi söz konusu olamaz.
Kristaller elde tutulduğunda ya da cilde konulduğunda kristalin titreşimleriyle vücudumuzun vibrasyonları arasında oluşan etkileşim sonucu bir dizi cevap reaksiyonları oluşur.
Pratik uygulamada kristaller çakra denilen spesifik enerji merkezlerine konur. Çakralar vücudumuzun enerji trafoları gibidir ve Doğu tıbbında çok önemli bir yere sahiptir. Zaten Doğu tıbbına göre hastalık tanımı, çakralardaki enerji blokajı ile ilgilidir.
|
|
Vücudumuzda 7 ana çakra bulunur ve herbiri farklı frekanslarda vibrasyonlara sahiptir. Aynı zamanda herbir çakranın kendine ait bir rengi vardır ve tedavide kullanılacak kristallerin seçiminde bu renkler de dikkate alınır. Tarihsel olarak her hastalığa özgü kristal taş destek tedavileri uygulanmıştır.
Bugün de tüm dünyada kristal taşlar sağlığı yeniden kazanma aracı olarak kullanılmaktadır. Kliniğimizde kristal terapi bir yardımcı tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Örneğin depresyon ve uykusuzlukta ametist kristaliyle yapılan tedavilerden çok olumlu sonuçlar alınmaktadır. Ayrıca hastalarımıza çeşitli kristallerden yapılmış takıları da üzerlerinde taşımaları şeklinde önerilerde bulunmaktayız. |
|
|
 |
Sıcak taş terapisi volkanik özelliği olan ve obsidyen denilen yuvarlatılmış silisyum taşlarının ısıtılarak kullanılmasıdır.
Silisyum, doğadaki en özellikli kristallerden biridir ve bu kristalin hafıza kapasitesi bugün birçok teknolojik üründe silisyumdan elde edilen silikon maddesinin kullanımına yol açmıştır.
Obsidyen, ısıyı hızla emen ve uzun süre muhafaza eden bir özelliğe sahiptir. Isıtılmış obsidyenle yapılan masajlarda hem kristalin yaydığı enerjiden hem de derinlere nüfuz edebilen ısı etkisinden yararlanılır.
Böylece kılcal kan dolaşımı artar, kaslarda hızlı bir gevşeme sağlanır. Ciltaltı dokuda birikmiş olan toksinlerin uzaklaştırılması sağlanmış olur.
|
|
Bugün özellikle gelişmiş ülkelerde hem günün stresinden arınmak hem fizik tedavinin bir parçası olarak kas iskelet sistemi sorunları için yüzlerce klinikte kullanılmaktadır. Sıcak taş terapisi ile uygulanacak bir aromaterapi seansı, detoks programlarının da vazgeçilmez bir öğesidir. |
|
|
 |
Japonca Shi (parmak)
ve Atsu (basıncı) sözcüklerinden oluşan Shiatsu, elle uygulanan basınç
ve manipülatif teknikleri kullanarak vücudun fiziksel yapısını ve iç
enerji dengesini düzelten bir Japon tıp disiplinidir. Çin'de benzeri bir uygulama Tuina olarak adlandırılır.
Bilinen masaj teknikleri dışında Shiatsu, akupressüre benzer şekilde
akupunktur noktalarını dikkate alarak uygulama yapılır. Örneğin
başağrısı için kullanılacak bölgeler çoğunlukla el ve ayak bileği
civarıdır. Ayrıca Shiatsu, iç organ masajlarını da içerir. Zira
akupunktur meridyenleri sadece ciltaltı uzanım göstermekle kalmaz, iç
organları da içeren derin dokularda devam eder.
|
|
Doğu tıbbında "Yaşam Enerjisi"
anlamında kullanılan Qi, akupunktur meridyenleri boyunca sürekli bir
sirkülasyon halindedir. Hastalıkların oluşumunun temelinde, herhangi
bir iç ya da dış nedenden dolayı bu meridyenlerin "tıkanması" veya
sirkülasyonun bozulması yatar. İşte Shiatsu bu blokajı ortadan
kaldırmak için parmak basıncını ve eklem mobilizasyonlarını kullanır.
Shiatsu uygulaması deriye esneklik kazandırır, dolaşım sisteminin
gelişmesini sağlar, kas sistemini geliştirir, kemik yapısının
iyileştirilmesine yardım eder, sindirim sisteminin fonksiyonlarını
destekler, hormonal dengenin korunmasına yardımcı olur ve sinir
sisteminin fonksiyonlarını düzenler.
Bu etkileri sayesinde tüm iskelet sistemi sorunlarında, baş ağrısı ve
migrende, uykusuzluk ve stres kaynaklı tüm sorunlarda, kolit,
kabızlık, ishal gibi barsak problemlerinde, ürogenital hastalıklarda,
astım, bronşit gibi solunum sistemi problemlerinde, ve sinüzitte
başarıyla kullanılmaktadır.
Shiatsu, giyinik olarak uygulanır ve herbir seans yaklaşık 45 dakika
sürer. |
|
|
 |
Folklorik
Anadolu tıbbında da önemli bir yere sahip kupa çekme işlemi olarak da
tariflenebilecek olan vakum terapi, insanoğlunun en eski sağlık
enstrümanlarından biridir. Birçok insan üşüten ya da sırt-bel
ağrısından şikayet eden kişilere eskiden kupa çekildiğine şahit
olmuştur.
İçinde ispirtolu pamuk yakılarak oluşturulan negatif basınçla cilde
uygulanan kupaların ciltteki kan dolaşımını arttırdıklarını kızarmış
kupa izlerinden de anlamak mümkündür.
Günümüzde artık ispirtolu pamuklar yakılmıyor ama bir pompa yardımıyla
içinde negatif basınç oluşturulan manyetik kupalarla uygulanan tedavi
hala güncel ve çok değerli...
|
|
Polikarbon kupaların ortasına
yerleştirilen manyetik çubuklar akupunktur noktalarına denk
getirilerek uygulanan vakum terapi, ciltaltı kan dolaşımını artırmakla
kalmaz, mekanik etkiyle kas gevşetici olarak da kullanılır. Ayrıca bu
akupunktur noktalarının mıknatısla uyarılmasından dolayı da akupressür
etkisi elde edilmiş olur. Peki ciltaltı kan dolaşımını niçin bu kadar
önemlidir?
Omurganın yanlış kullanımı ve kronik stres gibi nedenlerden dolayı aşırı
kasılan ve gevşeyemeyen kaslar sürekli laktik asit üretirler ancak
aynı nedenlerden dolayı bozulan kan dolaşımı, yorgunluk ve ağrı yapıcı
bu maddelerin o bölgeden uzaklaştırılmasına izin vermez. Böylece
hücreler arası sıvı atık madde deposuna dönüşür ve belli bir süre
sonra kronik ağrı - kas spazmı - kronik ağrı kısır döngüsü oluşur. Bu
noktada alınan kas gevşetici ilaçlar kanda yeterli konsantrasyonda
bulunsa bile kas spazmının olduğu bölgeye ulaşamadıklarından sorunu
çözemezler. Böyle durumlarda bölgesel direkt uygulamalar yapmak
gerekir ki, vakum terapi tam da bu noktada devreye girer. Kan
dolaşımını artırır ve hem akupressür hem mekanik etkisiyle refleks
uyarım yaparak kasları gevşetir.
Kliniğimizde yapılan vakum terapi uygulamalarının bir diğer şekli ise
manyetik olmayan kupaların aromaterapik bitkisel yağlarla birlikte
kullanıldıkları negatif basınçlı derin doku masajıdır. Fibromyalji,
Migren ve Myofasiyal Ağrı Sendromunda, omurga çevresi kaslarda görülen
ve neredeyse kıkırdak doku sertliğinde olan kas spazmlarını çözebilmek
konusunda oldukça etkilidir.
Diğer uygulama alanları; erken boşalma, sancılı adet görme, üst ve alt
solunum yolu enfeksiyonları, başağrıları, bel-boyun fıtıkları,
uykusuzluk ve selülittir.
Ortalama bir vakum terapi uygulaması yaklaşık 15 dakika sürer ve hasta
güvenliğini sağlamak için her seans sonunda kullanılan vakumlar
sterilizasyon işlemine tabi tutulur. |
|
|
 |
Uzakdoğu
sağlık sistemlerinin zihin-beden çalışmalarından biri olan Tai Chi,
hareketli meditasyon olarak da tanımlanabilir. Zira uygulamanın
temeli, doğru nefes, kontrollü hareket ve meditasyondur.
Tai Chi, Çin'de MÖ. 12. yüzyıl civarında doğmuş ve silahsız savunma
sanatları içinde yer almıştır. Bugün Çin'de herhangi bir park, bahçe
ya da yol kenarında her sabah toplu halde Tai Chi yapan her yaştan
insan görebilirsiniz. Güne zinde ve sağlıklı başlamanın iyi bir
yoludur.
Tai Chi'de hareketler yavaş ve akıcıdır, şiirsel bir ritüeli andırır.
Belli sayıda hareketin oluşturduğu diziler "form" olarak adlandırılır.
En kısa form 13 hareketten oluşur.
|
|
Bir diğer zihin-beden çalışması
Hindistan'dan dünyaya yayılan Yogadır. Yoga, çok sayıda temel
hareketlerden (asana) oluşur. Tai Chi'de olduğu gibi nefes
kontrolü ve meditasyon da olmazsa olmazlarındandır.
Yoga, spiritüel bir çalışma olarak başlasa da sağlıklı kalmak için
yapılan uygulamaları evrensel bir noktaya ulaşmıştır. Dünyanın her
yerinde Yoga Enstitüleri ve uygulayıcıları bulmak mümkündür.
Kliniğimizde Tai Chi uygulamaları Dr. Batu Bayar, Yoga çalışmaları ise
Hindistan Vivakonanda Yoga Üniversitesi'nden sertifikalı Nur
Kalafatoğlu tarafından haftada birer gün yapılmaktadır.
|
 |
|
Tai Chi ve Yoga uykusuzluk,
anksiyete ve depresyon gibi sinir sistemi hastalıklarında, yumuşak
doku romatizmalarında, gastrit, kolit gibi fonksiyonel mide-barsak
hastalıklarında, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliğinde,
kalp-damar sistemi hastalıklarında etkili bulunmuş ve Amerikan
Ulusal Sağlık Enstitüsü'nün bir kuruluşu olan National Center
for Complementary and Alternative Medicine tarafından bu
hastalıklarda uygulanması önerilmiştir. Kalp hastalarına yönelik
uygulanan "Kalp Yogası" programı da kliniğimizde yürütülmektedir. |
|
|
|
 |
Eller ve
ayaklarda bulunan bölge ve noktaların vücudun diğer organ ve
sistemleriyle bağlantısını esas alan tedavi yöntemidir.
Refleksoloji, antik Mısır, Hint ve Çin tıbbında adı geçen bir uygulama
olup Batı dünyasına girişi 20. yüzyıl başlarına denk gelir.
Refleksolojiyi sistematize edip Avrupa kıtasına taşıyan isim Dr. William
Fitzgerald olmuştur. El ve ayaktaki özel noktaların organ
fonksiyonları üzerindeki etkisini konu alan tedaviye "Alan Tedavisi"
adını verse de aslında bu Refleksolojinin ta kendisidir.
|
|
Akupunktur prensiplerine benzer
şekilde refleksoloji, Yaşam Enerjisi (Qi) olarak adlandırabileceğimiz
vücudun enerji akımını uyararak ilgili organlarda fiziksel ve
fonksiyonel dengeyi sağlar. Vücuttaki organlar çeşitli yollardan akan
enerjiyle bağlantılıdır ki bu bağlantı avuçlarda ve ayak tabanında
bulunan belli bölgelerde temsil edilir.
İyi bir refleksoloji seansı beraberinde aromaterapik bitki yağlarıyla
yapılan el ve ayak masajını da içerir. Böylece lenfatik kanallar da
dahil olmak üzere dolaşım sistemi, sinir sistemi, kas-iskelet sistemi
ve bağışıklık sistemi istenilen şekilde uyarılmış olur. Özellikleri
günlük stres ve yorgunluğun uzaklaştırılması konusunda refleksoloji
oldukça iyi yöntemdir.
Kliniğimizde refleksolojik uyarım yapan cihazlar kullanılmakla birlikte
gerektiğinde tek nokta uyarımlarını içeren "hedefe yönelik"
refleksoloji de uygulanmaktadır. |
|
|
 |
Tekrar
Bağlantı (Reconnective Healing), kendi öz gerçeğimiz ile bağlantımızı
yeniden oluşturan, varlığımızın tüm parçalarına ulaşmamızı sağlayan ve
tüm evrenle bağlantı kurmamıza yardım eden Beşinci Boyut Yeni Enerji
Şifasıdır. Amerikalı tıp doktoru Eric Pearl tarafından sistematize
edilmiştir.
Uygulayıcı ellerini kullanarak beşinci boyut enerjisini alıcının enerji
bedenine aktarır, alıcıya dokunması gerekmez. Seans süresince kişinin
akupunktur meridyenleri boyunca bulunan aksiatonal hatlarının (aksiatonal
hatlar yaşlanmayı, hücre metabolizmasını ve yenilenmeyi kontrol altına
alan kimyasal bir kod mekanizmasıdır) tanrısal bağlantısını sağlayarak
tüm subtil ve fiziksel bedenlerin şarj olmasını ve negatif duygu ve
düşünsel kalıpların temizlenmesine duygusal ve ruhsal düzeyde
yenilenmesine yardımcı olur.
|
|
Enerji çalışmasının etkili olması
inanca bağlı olmadığı ve kişinin olayı kontrol altında tutma gibi bir
gerekliliğinin olmamasından dolayı son derece başarılı neticeler elde
edilebilmektedir. Hatta inanmayan kişilerde beklenti olmadığı için
daha da iyi neticeler alınmaktadır. Hırs veya aşırı beklenti enerji
blokajı oluşturabilir.
Herkesin Reconnective Healing deneyimi özgündür ve seans miktarı her
şahsın durumuna ve alınan neticeye göre değişir. İyileşme bir anda ve
tek bir seansta da gerçekleşebilir, bazen iyileşmenin kendini
göstermesi biraz daha uzun bir zaman da alabilir.
Uygulama, Tekrar Bağlantı Şifası ile Kişisel Bağlantı olarak iki farklı
şekilde eller bedene temas etmeden yapılır. |
|
|
 |
Mıknatıslar bin
yıllardır tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Magnet (mıknatıs) terimi
adını Manisa'dan (Magnesia) alır. Antik bir Grek medeniyeti olan
Magnetler, metalleri kendine çeken değişik bir "taş" keşfettiklerinde
buna yaşadıkları toprakların adını vermişlerdir.
Benzer dönemlerde Çin medeniyetinde de mıknatıstan bahsedilmiş ve tıbbi
kullanımıyla ilgili kayıtlara rastlanmıştır.
İnsanlar hayatları boyunca dünyanın geomanyetik alanının etkisinde
yaşarlar. Vücudumuzda da istisnasız her hücre birer küçük pil gibi
çalışır ve herbirinin elektriksel ve elektromanyetik bir varlığı
sözkonusudur. Bu manyetik varlık hücresel fonksiyonların
|
|
regülasyonunda önemli bir yer tutar. Tüm
vücut düşünüldüğünde ise hassas manyetometreler tarafından ayrıntılı
olarak ölçülebilen bir elektromanyetik değer ortaya çıkar. Görülmüştür
ki hastalıklar sırasında bu manyetik alan değerinde ciddi değişmeler
olmaktadır.
Dr. Nakagawa, Japanese Medical Journal'da yayınlanan "Manyetik Alan
Eksiklik Sendromu ve Manyetik Tedavi" adlı makalesinde dünyanın
manyetik alanının insan sağlığı açısından önemini vurgulamış ve modern
hayatta kullanılan betonarme binaların ve otomobillerin insanoğlunu bu
manyetik alandan yoksun bıraktığını belirtmiştir.
Manyetik alan kaybı insan organizmasında strese bağlı sorunları artırır.
Başağrısı, Kronik Yorgunluk Sendromu (CFS), eklem kireçlenmeleri,
allerjiler, kas ağrıları ve kramplar da manyetik alan eksikliğine
bağlı sorunlar gibi gözükmektedir. Amerika ve Rusya'nın yaptığı
araştırmalar göstermiştir ki; astronotlarda ortaya çıkan osteoporoz
(kemik erimesi), uzay boşluğunda vücudun manyetik alandan mahrum
kalmasına bağlıdır.
Bugün manyetik alan tedavileri tıbbın ayrılmaz bir parçası olmuştur.
Avrupalı ortopedi uzmanları standart tedavilerle kaynamayan kırık
uçlarına manyetik alan uygulayarak iyi sonuçlar elde etmektedirler. Bu
tedavi yönteminin astım, hipertansiyon, romatizmal hastalıklar, kemik
erimesi, varis ülserleri, uykusuzluk ve anksiyetede tedavi edici
etkinliği ispatlanmıştır. |
|
|
 |
Hayvanlardan
elde edilen ürünlerle tedavi yöntemidir.
Uzakdoğu tıp disiplinleri bu yöntemi yüzyıllar boyunca yaygın biçimde
kullanmışlardır ve bu kullanım hala devam etmektedir. Örneğin Tibet'te
yaşayan misk geyiğinin salgı bezinden elde edilen misk günümüzde
aromaterapinin önemli argümanlarından biridir ve güçlü bir
antidepresan destek tedavi yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türkçe'de "mis gibi kokmak" deyimi de misk kokusuna atfen söylenmiştir
ve gerçekte misk kokusu yenidoğan bebeğin kokusuyla aynıdır.
Dolayısıyla misk koklandığında, bilinçaltında zaman kavramı olmadığı
için beynimizi anne kucağında süt emen güven duygusu içindeki bir
bebeğin duygu bütünlüğüne döndürür.
|
|
Misk kokusunun etki mekanizması
hakkında birçok araştırma yapılmış olup koku sinirleri aracılığıyla
beyindeki duygu merkezini uyardığı ve mutluluk hormonu salgısını
artırdığı öğrenilmiştir. Ayrıca ağızdan alınarak kuvvet verici ve kalp
kaslarını güçlendirici olarak da kullanımı söz konusudur.
Daha başka örnekler vermek gerekirse Asya gergedanının boynuzu, antilop
boynuzu, akrep külü, hayvansal jelatinler ve kirpi eti akla ilk
gelenlerdir. Bu otantik örnekler dışında günümüzde Batı tıbbında da
kullanıldığı şekliyle Somon balığından elde edilen salkatonin,
osteoporoz tedavisinde önemli bir yer tutmaktadır. Ayrıca Köpek balığı
kıkırdağı, köpek balığı karaciğeri ve sığır kıkırdağı da eczanelerde
hap ya da kapsül formunda bulunabilecek opoterapi ürünleridir.
Kısrak sütünden fermantasyonla elde edilen kımız, Kafkaslar ve Ortaasya
başta olmak üzere tüm dünyada güçlü bir antioksidan tedavi olarak
kabul edilmektedir. Örneğin Almanya'da hastalarını kımızla tedavi eden
birçok klinik bulunmaktadır.
Ancak arı sütü ve bal gibi opoterapi ürünlerinin popülaritesi diğerlerini
gölgede bırakmıştır. Günlük beslenmemizde çok önemli bir yer tutan bal
yüzyıllardır tedavi amacıyla da kullanılagelmiştir. Balın dahili
kullanımındaki faydaları dışında bugün haricen uygulamarda egzama,
sedef gibi kronik cilt hastalıklarında da oldukça etkili olduğu
bilinmektedir.
Yapılmakta olan klinik çalışmalar opoterapinin geleceğin tıbbında çok
daha fazla kullanılacağının habercisidir. |
|
|
 |
Neuro: Sinir
sistemimizin yaşadıklarımızı beş duyumuzla algılayıp işlemesidir.
Linguistic: Kullandığımız dil ve sözsüz iletişimi (beden dili)
kapsamaktadır.
Programming: Sinir sistemimizin ve iletişimimizin sonucunda oluşan
kodlamadır.
1970’li yılların başında dilbilimci John Grinder ile matematikçi Richard
Bandler Kaliforniya’da mükemmel insanları modelleyerek bu değişim
programını sistemleştirdiler.
NLP insanın tıpkı bir bilgisayar gibi değişebileceğini ve belirlediği
hedeflere ulaşabilmesinin mümkün olabildiğini ortaya koyan bir
disiplindir.
|
|
Peki birer birey olarak değişimi
nasıl oluşturabiliriz?
Standartlarımızı nasıl yükselterek, mükemmelliğe ulaşabiliriz?
Sosyal ilişkilerimizde kendimizi nasıl daha iyi ifade edebiliriz?
Karşımızdakini daha rahat anlayabilmek için ne şekilde iletişim
becerileri edinebiliriz?
Vizyon ve misyonumuz tam olarak nedir?
Hedeflerimize yürürken yeterli motivasyonu nasıl sağlayabiliriz?
İşte bütün bu soruların cevapları başarı ve iletişim alanında etkili olan
NLP’nin spesifik amaçlarındandır.
NLP aslında bize zihnin olağanüstü gücünün yeniden hatırlandığı bu çağda
düşüncelerimizi ve dilimizi doğru kullanarak dilediğimiz alanda daha
başarılı olma adına bilinç ve bilinçaltı düzeyde etkili olabilecek
yolları göstermektedir ki böylelikle bizler de düşünce ve
eylemlerimizi dilediğimiz gibi düzenleme şansına sahip olabilmekteyiz.
Kliniğimizde kişisel gelişim, anlayarak hızlı okuma, kuantum öğrenme gibi
bireysel amaçlar dışında depresyon, panik bozukluk, anksiyete, migren
gibi tüm psikolojik ve psikosomatik hastalıkların tedavisinde
kullanılan NLP; obesite, sigara bıraktırma ve bağımlılık tedavilerinde
de uygulanmaktadır.
|
| |