|
|
|
 |
Sağlık Bakanlığı ölüme neden olduğu gerekçesiyle “Prexige” isimli
ilacın piyasadan toplatılmasına karar verdi. Uzmanlar bütün ağrı
kesicilere karşı uyarıyor: Her başınız ağrıdığında ağrı kesiciye
uzanmayın.
Sağlık Bakanlığı,
Novartis firmasına ait Prexige isimli ağrı kesici ilacın, karaciğer
yetmezliğine ve ölüm vakalarına neden olduğunun belirlenmesi üzerine
toplatılmasına karar verildiğini açıkladı. Bu, ağrı kesicilerin
karanlık sicilindeki birçok ciddi suçtan sadece biri…bu da güncel
sağlık kısmına girecek
|
|
Yan etkileri
Ağrı kesiciler en çok ve en yanlış kullanılan ilaçlar arasında. Oysa hiç de masum haplar değiller. Başımızın ağrısını veya eklem ağrısını hafifletmek için içtiğimiz bu haplar vücudumuza ciddi zararlar verebiliyor. Ağrı kesicilerin (analjeziklerin) gelişigüzel hekime danışılmadan alınması durumunda birçok yan etkiler, ölüme kadar varabilen tıbbi bozukluklar ortaya çıkabilir. Bir ağrı kesicinin prospektüsünden yan etkilerini okumak yeterli. Bazı yan etkiler şunlar:
Böbrek yetmezliği
Karaciğer yetmezliği
Kalp krizi
Damar tıkanıklığı
Piyasadan toplatılan ağrı kesiciler
Avustralya’da Novartis’in ürettiği “Prexige” isimli ağrı kesici iki kişinin ölümüne, iki kişide de karaciğer yetmezliğine sebep olduktan sonra piyasadan toplatıldı.
Etken maddesi nimesulid olan ilaçların “öldürücü yan etkilerinin” olduğu belirlendi ve 2002 yılında toplama kararı alındı. Pfizer’in ürettiği Mesulid, Motival, Nimes, Coxilut, Sulidin ve Nimelit isimli ilaçlar piyasadan çekildi.
Kalp krizi ve felce neden olduğu gerekçesiyle Merck tarafından üretilen Vioxx isimli ağrı kesici 2004 yılında piyasadan toplatıldı. Vioxx`un binlerce kalp krizi ve ölüm vakasına yol açmış olabileceği bildirildi.
Vücudun doğal ağrı kesici sistemi
Aslında her başımız ağrıdığında ağrı kesici haplara uzanmaya hiç gerek yok. Çünkü zaten vücudumuzun doğal bir ağrı kesici sistemi var. Hekimce.com sitesi bu doğal mekanizma hakkında şu bilgileri veriyor:
“Beynimiz salgıladığı kimyasallar ile gerek beyinde ağrıyı hisseden bölgede, gerekse omurilik soğanındaki iletici sinirlerde engelleme yaparak, ağrının duyulmasını önler veya azaltır. Ancak vücudumuzun kendi dinamiklerine önem verilmeyişi ve çok kolay ağrı kesici kullanılması bu sistemin etkinliğini azaltmaktadır. Savaşlarda yaşanan ve kahramanlık hikâyesi olarak anlatılan bazı durumlarda insanların kolunun koptuğunu veya yaralandığını uzun süre sonra fark ettikleri anlatılır. Bu tür olaylar özellikle Çanakkale Savaşında çok yaşanmış ve anlatılmıştır. Hikâye olmanın ötesinde, beyin, savaş, felaket gibi durumlarda endorfin salgısını hızla artırarak kişinin o anki duruma uyum sağlamasını ve ağrıdan dolayı gücünün ve mücadele azminin azalmasını önler. Aynı durum hayvanlar için de geçerlidir; onlar da düşmandan kaçarken, beyinleri ağrı duyusunu bastırarak hayatta kalmalarına yardımcı olur.
Kaynak: |
|
GAZLI İÇECEK SİROZ YAPIYOR |
|
|
 |
İngiliz The Independent gazetesi, gazlı içeceklerde ve bisküvi gibi hazır gıdalarda koruyucu madde olarak kullanılan sodyum benzoat (E211) adlı kimyasal maddenin çocuk sağlığına zarar verdiğine yönelik ciddi uyarılar içeren bir araştırma yayınladı.
İngiltere’deki Sheffield Üniversitesi’nin 1999’dan bu yana yürüttüğü araştırmaya göre, E211 insan hücresinin ’makine dairesi’ olarak bilinen mitokondria bölümünde kalıcı DNA hasarlarına yol açıyor.
Hücrelerde meydana gelen bozukluklar, çocukların yetişkin olduklarında siroza ve Parkinson hastalığına yakalanması riskini artırıyor.
|
|
"Araştırmayı yapan moleküler biyoloji uzmanı Profesör Peter Piper, “Sodyum benzoat, içeceklerdeki C Vitanimi ile birleştiğinde kimi zaman ortaya benzene adlı kimyasal enzim ortaya çıkıyor. Benzene kansere yakalanma riskini tetikliyor” uyarısını yaptı. "
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2000 yılında yayınladığı raporda E211 için “güvenli” ifadesini kullandı. Ancak DSÖ, “Bu görüşü destekleyen bilimsel veriler sınırlıdır” notunu raporun altına düşmeyi imhal etmedi.
İngiliz Parlamentosu, başta E211 olmak üzere gazlı içeceklerdeki koruyucular konusunda geniş kapsamlı araştırma yapılması için karar aldı.
"
Kaynak: ANKA |
|
McDONALD'S VE BURGER KING'E DAVA |
|
|
 |
Amerikalı bir
grup doktor, McDonald's ve Burger King'e California'daki
restoranlarında sattığı kızarmış tavukta kanserojen madde tespit
etmelerini takiben bu iki zincir hakkında dava açtı.
Doktorlar grubu, Los Angeles'ta mahkemeye yaptıkları başvuruda, hızlı
yemek zincirlerine sahip şirketlerden, kızarmış tavuk yiyen
müşterilerini kanser riskine karşı uyarmalarını istiyor.
Gruptan yapılan açıklamada, California'daki 7 restorandan alınan kızarmış
tavuk örneklerinde, PhIP adı verilen kanserojen maddeden tehlikeli
oranda bulunduğunun saptandığı, PhIP'nin, etin kızartılmasıyla ortaya
çıkan bir heterosilik amin olduğu belirtildi.
|
|
Açıklamada,
''Kızarmış tavuk kansere neden olabilir, tüketicilerin de sağlıklı
denilen bu yiyeceğin aslında kendileri için kötü olduğunu bilmeye
hakları var. Kızarmış tavuklu salata bile başta meme ya da prostat
kanseri olmak üzere kanser türlerine yakalanma riskini artırıyor''
denildi.
California Eyaleti yasalarındaki ''lokantaların, müşterilerini uyarmak
zorunda olmasını'' öngören yasa uyarınca dava açan doktorlar grubunun
başka lokanta zincirleri hakkında da dava açtığı belirtiliyor.
Lokanta sahipleri ise doktorların dava açmasını siyasi nedenlere
bağlayarak bir tavuk budunda az miktarda bululan PhIP maddesinin insan
sağlığını tehdit ettiğine dair bir kanıt olmadığını savunuyor.
McDonald's'a patates kızartmaları ve sütlü mamulleri yüzünden bu yıl bir
dizi dava açılmıştı.
Kaynak:
AA |
|
PASTÖRİZE SÜTTEN UZAK DURUN |
|
|
 |
Akay Hastanesi
Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Bülent Menteş, vatandaşlara
"Güveniyorsanız sütü sokak sütçüsünden, meyve ve sebzenizi ise
pazaryerinden alın" önerisinde bulundu.
Bülent Menteş ANKA’ya yaptığı açıklamada, kaymak bağlamayan, ekşimeyen ya
da kesmeyen süt ya da yoğurdun doğal olmadığını belirtti. "Mümkünse
günlük mandıra sütü tüketilmelidir. Güveniyorsanız sokak sütçüsünden
de süt alabilirsiniz" diyen Menteş, şehirdeki en iyi olabilecek
seçeneğin günlük pastörize şişe sütler olduğuna işaret etti. Menteş,
süt pastörizasyonunun bazı hastalık patojen bakterilerini ortadan
kaldırırken, faydalı bakterileri de yok ettiğini kaydederek, "Bu
nedenle şehir ortamında sütten çok mayalanmış süt ürünleri tercih
edilmelidir" dedi.
Menteş, sadece ekşiyen veya kesilen süt ve yoğurtların yenilmesi
gerektiğini belirtirken, kefirle mayalanmış sütün çok yararlı olduğunu
bildirdi. Uzun ömürlü homojenize kutu sütlerin kullanılmaması
gerektiğini ifade eden Menteş şunları kaydetti:
|
|
"Süt ya da
yoğurt ekşimesin ya da kesilmesin diye içlerine antibiyotikler
konulmakta ve süt içindeki probiyotiklerin tümüne yakını
kaybolmaktadır. Ayrıca homojenizasyon sırasında süte 2 ton civarında
bir basınç uygulanmakta ve süt proteinlerinin moleküler yapısı büyük
ölçüde değişmektedir. Molekül yapısı değişmiş proteinler immün sistemi
aşırı uyararak, çocuğun ileriki yaşamında Tip 1 Diyabet ve Multipl
Skleroz gibi otoimmün (kendi dokularını tahrip edici) hastalıklara yol
açmaktadır."
Menteş, teknolojinin değdiği her şeyden uzak durulmasını isterken, olanak
varsa yiyeceklerin kırsaldan getirilmesini önerdi. En azından pazar
yerinden alışveriş yapılması gerektiğine işaret eden Menteş, "Büyük
marketlerde ambalajlı, her biri bir diğerine benzeyen ürünleri tercih
etmeyiniz. En doğal olanları, pazaryerlerinde yığılmış birbirine
benzemeyen, kimi büyük, kimi küçük kimi çürümüş meyve ve sebzelerin
güzel olanlarını ayıklayıp alınız."
Kaynak: ANKA |
|
|
|
 |
Amerikan Gıda
ve İlaç Dairesi FDA, kendi grubundaki diğer ilaçlara göre "çok daha
toksik" olduğu ve karaciğer yetmezliğine yol açtığı gerekçesiyle "Ketek"
adlı antibiyotiğin "acilen yasaklanmasını" ve piyasadan toplatılmasını
istedi. "Ketek"in satış ve tüketiminin ise Türkiye’de "patladığı"
ortaya çıktı.
Ketek’in hekimlerce hastalara yazılmasındaki bazı kısıtlamaların
kaldırıldığı 2005 yılından itibaren, sadece SSK’daki satışın
"astronomik" ölçüde arttığı resmi verilerde görüldü. CHP Ordu
Milletvekili Sami Gündoğdu’nun soru önergesini yanıtlayan Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu’nun verdiği bilgiye göre,
Aventis firmasına ait "Ketek" adlı antibiyotiğin SSK’ya satış miktarı
2004’te 28.060 kutu iken, 2005’te tam 17 kat artışla 485.000 kutuya
ulaştı.
|
|
Maliyeti de
2004’e göre 2005’te 23 kat artarak 978.000 YTL’den 22.500.000 YTL’ye
yükseldi. 2006 yılında bu rakamların daha da artması bekleniyor. Tıp
Kurumu Başkanı Dr. Mehmet Altınok ve Dr. Ali Rıza Üçer, bir raporla
durumu öngördüklerini belirterek şunları dile getirdiler:
"2005’ten önce Ketek’i yalnızca enfeksiyon, göğüs ve KBB uzmanları
yazabiliyordu. SSK’da 2005’teki düzenlemeyle Ketek’in de arasında
olduğu 6 kalem ilacı pratisyen hekimler de dahil tüm doktorlar yazmaya
başladılar. FDA’nın sakıncalı bulduğu Ketek’in sadece SSK’ya bir yılda
maliyeti 23 kat artarak 22.500.000 YTL’ye ulaştı. Türkiye 2005’te
ilaca 9-10 milyar dolar para ödedi. Bu savunma harcamalarımıza denk
bir harcama."
Kaynak:
Hürriyet |
|
CİNAYETE SÜRÜKLEYEN İLAÇ! |
|
|
 |
Antidepresan
ilaçların üzerine "Çocuklarda intihar eğilimi yaratabilir"
ibaresini koyduran Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, şimdi de Efexor'un
hastayı cinayet işlemeye sevk edebileceğini açıkladı. 2001'de 5
çocuğunu küvette boğarak öldüren kadın da bu ilacı kullanıyordu.
ABD'nin en büyük ilaç firmalarından biri olan Wyeth, ürettiği Efexor adlı
antidepresanın nadir de olsa hastalarda cinayet eğilimi yarattığını
tespit etmesine rağmen bu bulguyu kamuoyuyla paylaşmamakla suçlandı.
2005'te dünya çapında 3.46 milyar dolarlık satış yapan ilacın bu yan
etkisinin geçen yıl firma tarafından fark edilerek ilaçla ilgili iç
raporlara dahil edildiği ancak bunun firma dışındaki çevrelere
iletilmediği bildirildi. Efexor'un 'cinayet eğilimi yaratabileceği'
şeklindeki yan etkisi, başka bir bağımsız ilaç kontrol kurumunca 2
hafta önce tesadüfen fark edildi.
|
|
Efexor'la
ilgili yeni bulgular, 2001 yılında 5 çocuğunu su dolu küvette boğarak
öldüren Andrea Yates'in (42) davasıyla tekrar gündeme geldi. Wyeth,
ilaçla ilgili bu yan etkinin kanıtlanmış olmadığını vurgulasa da,
Yates'in çocuklarını öldürmeden birkaç ay önce ilacı kullanmaya
başladığı vurgulandı. İdamla yargılanan, ancak cezası 'ağır depresyon'
nedeniyle ömür boyu hapse çevrilen Yates, "Banyo yapacağız" diyerek
çocuklarını tek tek banyoya götürüp, küvette boğmuştu. Öldürmeye 6
aylık Mary ile başlayan Yates, daha sonra 2 yaşındaki Luke, 3
yaşındaki Paul ve 5 yaşındaki John'u boğmuş; 7 yaşındaki Noah ise
"Anne yapma" diye bağırarak kaçmaya başlamıştı, Cinnet getiren Yates,
onu da öldürmüştü.
Cinayetlerden 1 ay önce Efexor dozajını iki kat artıran Yates'in avukatı,
şimdi Wyeth'in, tüketicileri bu konuda uyarması gerektiğini
belirtiyor. 2 hafta önce tekrar yargılanmaya başlanan Yates'in
davasına yeni bulgunun etki edip etmeyeceği ise bilinmiyor.
Bu ilacın binde 1 oranında cinayet eğilimine yol açabileceğini ifade eden
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), benzer bir olayda, sonradan
ortaya çıkan bulgulara dayanarak, bütün antidepresan ilaçların
kutusuna "Gençlerde ve çocuklarda intihar eğilimi yaratabilir" ibaresi
koyulmasına hükmetti. Şimdi benzer bir önlemin Efexor için alınacağı
duyuruldu.
Kaynak: Vatan
|
|
COCA-COLA VE PEPSI'DE YÜKSEK ORANDA BÖCEK ZEHİRİ
BULUNDU! |
|
|
 |
Hindistan'da
yapılan tahlillerde, ABD'nin ünlü kola şirketleri Coca-Cola ve
Pepsi'nin ürettiği içeceklerde yüksek oranda böcek zehiri maddeleri
bulundu.
Bilim ve Çevre Merkezi (CSE), Hindistan'da satılan Coca-Cola ve Pepsi'den
alınan 57 örnek üzerinde yapılan tahlillerde, tüm örneklerde
standardın çok üzerinde böcek zehiri maddesi tespit edildiğini
bildirdi. Merkez, 3 sene önce de aynı şirketlerin ürünlerinde yüksek
oranda böcek zehiri maddesi bulmuş ve bunun kansere yol açabilecek
boyutta olduğunu bildirmişti.
CSE yöneticisi Sunita Narain, yayımladıkları rapor sonrasında NDTV
haber kanalına yaptığı açıklamada, 3 seneden bu yana değişen hiçbir
şey olmadığını ifade etti. Narain, "3 sene önce konulan standartlara
uyulmadı" diye konuştu.
|
|
Hindistan
Standartlar Bürosu, CSE'nin 2003 senesindeki raporundan sonra böcek
zehiri maddeleri konusunda kabul edilebilir standartları belirlemişti.
CSE'nin son yapılan tahlillerinde bu standartların 24'le 200 katı
fazla miktarda zehirli madde tespit edildi. Narain, "Bu insan
sağlığının hiçe sayıldığı büyük bir skandaldır" dedi. Narain, tek bir
istekleri olduğunu, onun da standartlara uyulması olduğunu kaydetti.
CSE'nin dün raporunu açıklamasından sonra Hindistanlı milletvekilleri de
ülkede piyasayı ellerinde bulunduran Coca-Cola ve Pepsi şirketlerinin
ürünlerinin yasaklanması için harekete geçti. Ana muhalefet partisi
BJP'den Vijay Kumar Malhotra, "Bu şirketler milyonlarca kişinin
hayatlarıyla oynuyor. Bunu görmezden gelmeye devam edemeyiz. Pepsi ve
Coca-Cola'nın yasaklanmasının zamanı geldi" dedi. Koalisyon
hükümetinin ortağı RJD'den Devendra Singh Yadav da "Bu içecekler
zehirli maddeler ihtiva etmelerinin yanı sıra milli mirasımıza da
zarar veriyor. Bunları yasaklamalıyız" dedi ve ayran, süt gibi sağlık
için faydalı içeceklere yönelinmesini istedi. Hükümetteki Komünist
Parti milletvekilleri de dünya devi bu şirketlerin ürünlerinin
"insanları yavaş yavaş zehirlediğini" ifade ettiler.
Milletvekillerinden Muhammed Salim, "Hükümet ne tür bir sponsorluk
anlaşması yaptı ki bu konuda hiçbir adım atmıyor?" diye sordu.
CSE'nin raporu, Hindistan'da 1993 senesinde üretime geçmelerinden bu
yana Pepsi ve Coca-Cola aleyhindeki 3. rapor oldu. Bağımsız
milletvekili A. Krishnaswamy de "Bu sefer onlardan kurtulmalıyız"
şeklinde konuştu.
Kaynak: AFP
|
|
DİŞ MACUNLARI VE SAÇ BOYALARI DA MI
KANSEROJEN..? |
5 |
|
|
 |
Ürküten bir
iddia daha: Diş macunu ve sıvı sabunda bulunan bir madde, musluk
suyundaki kireçle karışınca kanserojen etki yapıyor.
İngiliz
bilimadamları, "diş macunlarındaki kanser riski" iddiasını yeniden
gündeme getirdi. Bazı diş macunları ve sıvı el sabunlarını
kullananlarda kanser riskinin arttığını iddia eden araştırmacılar, "triklosan"
adlı kimyasal madde bulunan ürünlere dikkat çekiyor. Triklosan,
kireçli suyla karıştığında kanserojen etki yapıyor.
Bilimadamları, sıvı el sabunu ve bazı kozmetiklerde de bulunan triklosan
maddesinin sadece diş macunları ve ağız sularında olduğunu söylüyor.
Araştırmacılar, bu maddeyi içeren ürünlerin yasaklanmasını isterken
İngiltere Sağlık Bakanlığı, "endişeye kapılmayın" açıklamasını yaptı.
|
|
Öte yandan Barcelona'daki Katalan
Onkoloji Enstitüsü'nden Dr. Silvia de Sanjose ile meslektaşlarının
araştırmasında, ''başta saç renklendiricileri olmak üzere, saç
boyalarının lenfoma riskini artırdığı'' belirtildi. De Sanjose, daha
önceki araştırmaların saç boyasıyla kanser riski arasında bağlantı
bulduğunu hatırlatarak, yeni araştırmada bu bağlantıyı, 6 Avrupa
ülkesinden 4 bin 719 lenfoma hastasıyla ilgili verileri inceleyerek
desteklediklerini söyledi. Araştırmada, hasta kadınların dörtte üçü
saçlarını boyarken, erkeklerinse yüzde 7’sinin boyadığı belirlendi.
Saçlarını boyayanlar arasında bu hastalığa yakalanma riskinin yüzde 19
daha fazla olduğu belirtilirken, saçlarını yılda 12 ya da daha çok
boyayanların hastalığa yakalanma riskinin yüzde 26 daha fazla olduğu
kaydedildi.
American Journal of Epidemiology dergisinde yayınlanan araştırmada,
saçlarını 1980 öncesinden beri boyayanlarda lenfoma kanseri riskinin
yüzde 37 daha fazla olduğu saptandı. De Sanjose ve ekibi, kadınlardaki
lenfoma kanserinin kabaca yüzde 10'unun saç boyası yüzünden
olabileceğini bildirdi.
Kaynak: haber7.com |
|
AĞRI KESİCİ BAĞIMLISI MISINIZ? |
|
|
 |
Denizli Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Bölükbaşı, "Tüm ilaçların birer zehir olduğu, onları zehirden ayıranın miktar olduğu unutulmamalı" dedi.
Osman Bölükbaşı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de son 20 yılda ağrı kesici kullanımının arttığını, bunun reçetesiz ilaç satışının yaygın olmasından kaynaklandığını söyledi.
Yüksek dozda alınan ilaçların hayati tehlikeye bile yol açtığına dikkati çeken Bölükbaşı, şöyle konuştu:
"Aslında tüm ilaçların birer zehir olduğu, onları zehirden ayıranın miktar olduğu unutulmamalıdır. Günlük hayatta sürekli baş ağrısı çeken ve dikkat gerektiren bir işte çalışan kişi bu gerçeği kolaylıkla unutabilir. İşini yapabilmek için ilacını alır ve belki de üzerine bir kahve ya
da çay içer. Kendisini günün belli bir saatinde iyi
|
|
hisseder. Ağrısı
azalmıştır, kahvedeki kafein ağrının azalmasında etkili olmuş, ayrıca
kişinin dikkatini de artırmıştır. Ancak ağrı pusudadır ve ilacın
etkisi geçince yeniden kendini gösterecektir. Kişi yine ilaç alma ve
böylelikle kendini iyi hissetme yoluna girerse artık ağrı kesici
bağımlılığı için muhtemel bir adaydır."
Kronik ağrı yakınması olan kişilerin uygun tedaviye başlamadıklarında sürekli ağrı kesici kullanma yoluna gidebileceklerini anlatan Bölükbaşı, şunları kaydetti:
"İki yıldan fazla süreyle ayda ortalama 20 ve üzerinde ağrı kesici hap tüketen bir kişinin, ağrı kesici bağımlısı haline geldiğini söyleyebiliriz. Ağrı kesici kullanımında en büyük zararı mide, 12 parmak bağırsağı ve böbrekler çeker. Mide ve böbrek dokuları hasarı sonunda ölümcül kanama ya da böbrek yetmezliklerine kadar gidebilir.Ayrıca daha da sinsi bir tehlike, kişinin farkında olmadan bir ağrı kesici bağımlısı olmasıdır. Uzun süre uygun tedavi yapılmayan migren ya da gerilim tipi baş ağrılarında, kişi kolaylıkla ağrı kesici müptelasına dönüşebilir. Bunda bazen doktorların da kusuru vardır."
Bölükbaşı, teşhis konulmadan ağrı kesici reçetesi yazılmasının kişinin uyku düzeni ve cinsel yaşamını da etkileyebileceğini sözlerine ekledi.
Kaynak: CNNTÜRK
|
|
|
 |
Yaz mevsiminin gelmesi ile halkın sebze ve meyveye yönelmesi ‘zehirli ürün’ tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. İçler acısı durumu bir ihracatçı birliği başkanı şöyle özetliyor: Bu ürünler içeriye satılmasa batarız."
İhraç edilen tarım ürünleri, insan sağlığını tehdit eden ilaç kalıntılarına karşı sıkı bir analize tabi tutulurken, Türk halkına yedirilen sebze ve meyveler kontrolsüz şekilde pazara sürülüyor. Üstelik yanlışlıkla yurtdışına gönderilen ilaç kalıntılı ürünler Türkiye'ye iade edilirken, aynı parti malın iç piyasaya sürülen kısmı denetimden geçirilmeden mutfağa giriyor.
Laboratuvarlarda yapılan tahlilde sağlığa zarar verecek derecede tarım ilacı kalıntısı olduğu tespit edilen ürünlerin iç piyasada satıldığını doğrulayan Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Kavak'ın değerlendirmesi ilginç:
|
|
“Eğer bu ürünler imha edilse 3 gün sonra ülkede ihracatçı kalmaz.” Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı İbrahim Yetkin ise ihraç edilen ürünlerin analizinin yapılmasına rağmen iç piyasada tüketilen meyve ve sebzenin kontrol edilmemesini, “Kendi insanımızın sağlığını hiçe sayıyoruz.” sözleriyle değerlendiriyor.
Türkiye'de yılda üretilen yaklaşık 43 milyon ton yaş meyve sebzenin yüzde beşi ihraç ediliyor. Geri kalan yüzde 95'lik gibi büyük bir kısmı iç piyasada tüketiliyor.
Yurtdışına gönderilen ürünler, ithalatçı ülkenin taleplerine göre her türlü denetimden geçiriliyor. Kalıntı analizi yapılarak gıda güvenliği ve sağlık sertifikaları düzenleniyor. Ürünü satın alan ülke riskli gördüğü ürünleri kendi laboratuvarlarında tahlil ettikten sonra tüketime sunuyor.
Eğer analiz sonucunda kalıntı izine rastlanırsa ürün iade ediliyor. Özellikle Avrupa ülkeleri kalıntı konusunda çok hassas. Hayat standardı yükselen Rusya da artık ülkesine kabul edeceği ürünlere belli standartlar getirdi. Rus yetkililer, bir süre önce analiz raporu olmayan tarım ürünlerini kabul etmeyeceğini açıkladı.
Yabancı ülkeler, tarım ürünleri konusunda bu kadar hassas davranırken, Türkiye'de tarladan hallere bile uğramadan doğrudan pazarda tüketiciye sunuluyor. Ne laboratuvarlarda analizi yapılıyor ne de gıda sertifikası düzenleniyor. Başta ihracatçılar olmak üzere konuyla ilgili sivil toplum kuruluşları, iç piyasanın tamamen denetimsiz olduğuna dikkat çekiyor.
Tarım Bakanlığı'nın yaptığı analiz sayısı da iç piyasadaki denetimsizlik hakkında ipucu veriyor. Bakanlık, geçen yıl 43 milyon tonluk üretimden sadece 2 bin 71 analiz yaptı. Bunun sadece 400'ü, Türkiye'nin yaş meyve sebze merkezi olan Antalya'da gerçekleşti. Yetkililer, yapılması gereken ortalama analiz sayısının en az 10 bin olması gerektiğine dikkat çekiyor. Ziraatçılar Derneği Başkanı Yetkin, tarladan sofraya çok ciddi boşlukların olduğuna dikkat çekiyor.
İhracatın kontrol altına alınıp iç piyasanın denetimsiz bırakıldığını vurgulayan Yetkin, "Türkiye, tarım ilaçlarını reçetesiz satan dünyanın nadir ülkelerinden birisi. Yani denetimsiz bir ilaç satımı söz konusu. Bu ilaçlar yerinde ve zamanında kullanılmadığı sürece insan sağlığı üzerinde çok ciddi sakıncalar doğuruyor." diyor.
Türkiye'de akredite laboratuvarın az olmasından dolayı yeterince analizin yapılamadığına işaret eden Yetkin şu değerlendirmede bulunuyor: "Yapılan analizlerin büyük çoğunluğu da ihracata yönelik. Dışarıya analiz yapılıyor da iç piyasada tüketilen ürünlere niye uygulanmıyor? Kendi ülkemizin insanlarının sağlığı hiçe sayılıyor. İhracatta sorun çıkmasın diye hassasiyet gösteriliyor; ama iç piyasa göz ardı ediliyor."
Antalya Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Mustafa Satıcı ise, sistemli bir denetimden yoksun iç piyasanın her an risk altında olduğuna işaret ediyor. İç tüketime sunulan ürünlerde kalıntı sorununun olduğuna dikkat çeken Satıcı, bunun sebebini kontrol mekanizmasının bulunmaması, sektördeki kayıt dışılığın had safhalara ulaşması ve üretimin dağınıklığına bağlıyor.
Kaynak: ZAMAN |
|
ANTİROMATİZMAL İLAÇ KULLANIMI İKTİDARSIZLIK NEDENİ Mİ? |
5 |
|
|
 |
Journal of Urology dergisinin Mayıs sayısındaki rapora göre, kullanım nedenine bağlı olmaksızın, alınan tüm antiromatizmal - antienflamatuar ilaçlar orta - ileri yaş grubu erkeklerde iktidarsızlığa neden oluyor.
Finlandiya Tampere Üniversitesi'nden Dr. R. Shiri ve ekibi tarafından yürütülen araştırmanın sonuçlarına göre daha önce romatizmal hastalıklara bağlı ağrıların neden olduğu sanılan iktidarsızlığın aslında kullanılan antiromatizmal ilaçlardan kaynaklandığı tespit edildi.
50-70 yaş arası 1126 erkek üzerinde 1994 yılında yapılan anketlere göre
herhangi bir iktidarsızlık sorunu olmayan erkeklerin 5 yıl sonra
tekrarlanan anketlerinde bu süre içinde düzenli antiromatizmal ilaç
kullanmak zorunda olanların binde 97'sinde iktidarsızlık sorunu
olduğu, kullanmayanlarda ise bu oranın binde 35 oranında kaldığı
tespit edildi.
|
|
Antiromatizmal ilaç kullanan grubun istatistiklerine göre iktidarsızlık gelişimi teşhise bağlı değildi.
Sonuç itibariyle antiromatizmal ilaç kullananlarda, kullanmayanlara göre iktidarsızlık gelişme riski iki kat (%200) artmıştır. Romatizmal bir hastalığı olduğu halde antiromatizmal ilaç almayanlarda ise bu risk sadece %30'dur.
Kaynak: Reuters Health Information
|
| |